AvukatOfisi Ekibi

Makale İçeriği

İdare Hukuku

Tarih: 11-02-2026

Anayasa’nın 125. maddesinin 7. fıkrasına göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararın tazmini amacıyla açılan dava, tam yargı davasıdır. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 2/1-b’de tam yargı davası “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan” dava olarak tanımlanmaktadır. Tam yargı davası; idari işlem veya eylemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından, maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla, idareye karşı açılan bir idari dava türüdür. Tam yargı davası tipik bir tazminat davasıdır. Özel hukuktaki tazminat davalarının idari yargıdaki karşılığı niteliğindedir.

Tam yargı davası, idari işlem veya eylemlerden kaynaklı olarak açılabilir. İdari işlemden kaynaklı tam yargı davası 3 farklı şekilde açılabilir. İdari işlem dolayısıyla;

Tam yargı davası; idari işlem veya eylemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından idareye karşı, maddi ve manevi zararının tazmini amacıyla açtığı bir idari dava türüdür. Tam yargı davası tipik bir tazminat davasıdır. Özel hukuktaki tazminat davalarının idari davalarda karşılığı niteliğindedir.

İlgili Makale: İptal Davası

Makale İçeriği

Toggle

Tam Yargı Davası Nedir?

İdari yargıda dava türleri, iptal davası, tam yargı davası ve idari sözleşmelerden doğan davalar olarak üçe ayrılmaktadır. Tam yargı davası, İYUK madde 2/1-b’de “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan” dava olarak tanımlanmaktadır. Yani, idarenin bir işleminden, eylem ya da eylemsizlik şeklindeki tutum ve davranışlarından dolayı, iptal davasından farklı olarak yalnızca menfaati değil, aynı zamanda sübjektif kişisel bir hakkı ihlal edilen tam yargı (tazminat) davası açmak suretiyle maddi veya manevi zararının tazmini isteminde bulunur.

Tam yargı davasında uyuşmazlık konusu, belli bir miktar para alacağını oluşturmaktadır. Bu para alacağının idare tarafından ödenmesi istenmektedir. Bu tazminat istemi idarenin kusurlu / kusursuz eylem ve işlemlerinden doğan zararların tazminine yönelik olmaktadır. Burada idarenin bir işlemi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istenildiği gibi, sağlık hizmetlerinin görülmesi sırasındaki hizmet kusurlarından kaynaklanan zararların tazmini ya da idarenin gerekli bakım onarım işlerini yapmadığından doğan zararların tazmini de istenilebilmektedir.

Tam yargı davalarında göze çarpan husus istenilen tazminat miktarının tespitidir. Bu tespit davacı tarafından yaptırılmış olsa bile mahkemece gerekli görülmesi halinde bilirkişi ve gerekiyorsa keşif incelemesi yapılarak gerçek zarar tespit edilebilir. Manevi tazminatın tespitinde ise olayın niteliği, davanın taraflarının ekonomik ve sosyal durumu, olayda gerçekleşen durum (ölüm, yaralama, yıkım vs) gibi hususlar dikkate alınır. Tam yargı davaları konuları;

Tam yargı davalarında göze çarpan husus istenilen tazminat miktarının tespitidir. Bu tespit davacı tarafından yaptırılmış olsa bile mahkemece gerekli görülmesi halinde bilirkişi ve gerekiyorsa keşif incelemesi yapılarak gerçek zarar tespit edilebilir. Manevi tazminatın tespiti ise olayı niteliği davanın taraflarının ekonomik ve sosyal durumu, olaydan gerçekleşen durum (ölüm, yaralama, yıkım vs) dikkate alınır.

İlgili Makale: Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması

tam yargi davasi nedir

Tam Yargı Davası Çeşitleri

Anayasa’nın 125. maddesinin 7. fıkrasında, idarenin, eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu açıklanmış; İYUK’un 2. maddesinin (b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı, hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılacak dava türü “tam yargı davası” olarak adlandırılmıştır. Tam yargı davası geniş kapsamlı bir deyimdir. Bunun içine idari işlemlerden, idari eylemlerden ve idari sözleşmelerden doğan hak kayıpları, uğranılan zararlar ve uyuşmazlıklar ile ilgili davalar girer. Tam yargı davaları, özellikle idareye karşı açılan tazminat davaları, adli yargıdaki edim davalarına benzer. Bu dava türü ile idare hukuku alanında haksız eylem ve işlemlerin iptali ve uğranılan zararın giderilmesi istenir.

Tam Yargı Davası ile İptal Davası Farkı

İdari yargıda dava türleri, iptal davası, tam yargı davası ve idari sözleşmelerden doğan davalar olarak üçe ayrılmaktadır. İptal davaları, İYUK 2/1-a maddesinde “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar” şeklinde tanımlanmıştır. İptal davalarında ve tam yargı davalarında aynı yargılama usulü uygulanıyor olmasına rağmen ikisi arasında birtakım farklılıklar mevcuttur. Aşağıda iptal davası ile tam yargı davasının farklarını belirtmek suretiyle iki farklı idari dava türünü karşılaştıracağız. Bunu yaparken aynı zamanda tam yargı davasının niteliklerini de ortaya koymuş olacağız.

Belirttiğimiz bu farklılıklardan sonra tam yargı davasının genel niteliklerini şu şekilde sıralayabiliriz: Tam yargı davasının konusunu idari işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmeler oluşturur. Tam yargı davasının açılabilmesi için kişisel bir hakkın ihlali gerekir ve bu davaların amacı uğranılan zararın giderilmesidir. Kişisel bir hakkın ihlal edilip edilmediği araştırıldığı için sübjektif nitelikte olan tam yargı davalarında verilecek kararlar sadece taraflar açısından sonuç doğururlar.

Tam Yargı Dava Şartları

İYUK m.2/b’de tam yargı davası için yapılan, “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel (zarara uğrayan) olanlar tarafından açılan dava” şeklinde yapılan tanımdan hareketle tam yargı davasının şartlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

tam yargi davasi nasil acilir

Tam Yargı Davası Nasıl Açılır?

Tam yargı davası, idari işlem veya eylemlerden kaynaklı olarak açılabilir. İdari işlemden kaynaklı tam yargı davası 3 farklı şekilde açılabilir. İdari işlem dolayısıyla

İdari eylemden kaynaklı tam yargı davası açmak için idareye başvuru şarttır. Zarar görenin başvurusu üzerine idare bir ön karar alır. İYUK m.13’e göre idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. Ancak, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, idareye başvurma şartı aranmaz. Yani idareye başvurarak ön karar alınmaksızın doğrudan doğruya tam yargı davası açılabilir.

Tam yargı davası da diğer idari dava türlerinde olduğu gibi dilekçelerle açılır. Tam yargı davası bir dilekçeyle açılır. Dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrak, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına veya bunlara gönderilmek üzere idare veya vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın asliye hukuk hakimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verilebilir. (İYUK m.4)

Tam Yargı Dava Dilekçesinde Olması Gerekenler

Dilekçelerin doğru ve eksiksiz yazılmasıyla dava sürecinin uzamasının önüne geçilecektir. Dava dilekçesinin içeriğinde yer alması gerekenler İYUK madde 3’te yer almaktadır. Buna göre öncelikle görevli ve yetkili mahkeme belirlenerek dava dilekçesinin görevli ve yetkili mahkemeye hitaben yazılması ve sunulması gerekmektedir. Dilekçeler ıslak imzalı olarak sunulmalıdır. Davacı asil olarak dava açmış ise davacının imzası, avukat marifetiyle dava açılmışsa avukatın imzası dilekçede bulunmalıdır. Davalar ayrıca UYAP portalı üzerinden elektronik imza ile de açılabilmektedir.

Dilekçe içerisinde şu unsurların yer alması gerekmektedir:

Dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarının açıkça belirtilmesi zorunlu olmakla birlikte, dilekçede belirtilen miktarın ıslah yoluyla artırılması mümkündür. Dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir. Ayrıca dava idari işlemden dolayı açılıyorsa dilekçeye dava konusu işlemin kendisinin ya da bir örneğinin eklenmesi gerekir. Dilekçeler ile ekli evrak örnekleri davalı karşı taraf sayısından bir fazla olacak şekilde sunulur.

Dilekçenin bu hususlardan biri yönünden eksik olması durumunda mahkemece “dilekçenin reddine” karar verilir. Dilekçe ret kararında eksikliğin tamamlanması ve mevzuata uygun yeni bir dilekçe sunulması için davacıya otuz gün süre verilir. Bu karar üzerine verilen yeni dilekçe için ayrıca harç alınmaz. Yeniden verilen dilekçede, dilekçe ret kararında belirtilen aynı yanlışlıkların yapılması halinde “davanın reddine” karar verilir. (İYUK m.15)

Tam Yargı Davasında Görevli Mahkeme

Görev, uyuşmazlığın konu itibariyle hangi mahkeme tarafından çözüme kavuşturulacağını ifade eder. Tam yargı davasına bakmakla görevli idari mahkemeler şunlardır:

Tam yargı davasında genel görevli mahkeme idare mahkemesidir. Vergi mahkemeleri, Danıştay ise özel görevli mahkemelerdir. Kanunda açıkça bu mahkemelerin görevli olduğu düzenlenmedikçe tam yargı davaları idare mahkemesinde açılmalıdır.

Tam yargı davaları genel olarak idari yargıda açılır. Ancak idarenin sorumluluğunu gerektiren davaların bazıları adli yargıda görülür. Bunun için de kanunda açık bir düzenlemenin bulunması gerekir. Örneğin 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Tapu idarelerinin sorumluluğunu” düzenleyen 1007. maddesinde; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” denilmektedir. Kanun maddesinden anlaşılacağı üzere tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlara karşı tapu sicilinin bulunduğu yerdeki adli yargıya başvurmak gereklidir. Bunun yanında idarenin haksız fiil teşkil eden eylemlerine karşı açılacak olan davada da adli yargı yerleri görevlidir.

Tam Yargı Davasında Yetkili Mahkeme

Yetki, uyuşmazlığın coğrafi sınır itibariyle hangi yerdeki mahkemede çözüme kavuşturulacağını ifade etmektedir. Davaya bakmaya yetkili mahkeme, İYUK madde 32 ve devamındaki hükümlere göre belirlenir. Söz konusu hükümlere göre, aksine bir kural bulunmadığı hallerde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. Bu genel yetki kuralının yanında, kanunda bazı davalar için özel yetki kuralları öngörülmüştür. Tam yargı davaları da bunlardan biridir. Buna göre, idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla:

a) Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili,

b) Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer,

c) Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer,

idari mahkemesidir. (İYUK m.36)

İdari sözleşmelerden kaynaklı tam yargı davalarında ise genel yetki kuralı geçerli olup, idari sözleşmeyi yapan idarenin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi davaya görmede yetkilidir.

Tam Yargı Davası Açma Süresi Nedir?

Bu dava hakkının kanunlarda belirtilen sürelerde kullanılması gerekmektedir. Aksi durumda idari yargı yerince süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilir. Bu nedenle idare hukuku avukatı ile süreci yürütmeniz menfaatinize olacaktır.

İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir. İdare, istek hakkında 30 gün içinde cevap vermediği takdirde bu sürenin bittiği tarihte istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmiş sayılmasından itibaren, 60 günlük dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir. (İYUK m.11)

İptal ve tam yargı davası birlikte de açılabilir. Bu halde süre iptal davasında olduğu gibi idarenin işlemini bildirimini izleyen günden itibaren altmış gündür. Ancak, iptali istenen işlemin konusu vergi hukuka ilişkinse ve tam yargı davasına konu zarar bu işlemden kaynaklanıyorsa bu halde süre, vergi mahkemelerinde açılacak iptal davalarında olduğu gibi 30 gündür.

İlgililer; haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde dava açma süresi iptal davasının sonuçlandığın bildiriminden itibaren altmış gün olup bu süre içerisinde ilgililer konusuna göre Danıştay’da veya idare mahkemesinde tam yargı davası açabilirler.

İdari sözleşmelerden kaynaklanan tam yargı davalarında da dava açma süresi, idari işlemlere karşı açılan tam yargı davalarında olduğu gibi altmış gündür. İdari sözleşmenin uygulanması ile ilgili uyuşmazlıklarda yani tarafların birbirinden olan istemlerinden doğan uyuşmazlıklarda dava açma süresi, isteme verilen cevabın yazılı olarak bildiriminden itibaren altmış gündür. Ancak, taraflar, bu istemlerini zaman aşımı süresi içerisinde yapmış olmaları gerekmektedir.

tam yargi davasi acma suresi

Tam Yargı Davalarında Süreler Ne Zaman Başlar?

İdari davalarda süreler;

Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. (İYUK 7. madde)

Tam Yargı Davasında Yürütmenin Durdurulması

Yürütmenin durdurulması; hukuka aykırılık iddiası ile iptal davasına konu olan bir idari işlem hakkında yetkili yargı yerinin dava konusu idari işlemi geçici olarak durdurmasıdır. Yürütmenin durdurulması kararları; idari işlemin iptal edilmesi anlamına gelmemekle birlikte yargılama boyunca işlemin hukuka uygun olduğuna ilişkin karinenin ve aynı zamanda işlemin uygulanmasının durdurulması anlamına gelmektedir. Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde;

şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Yürütmenin durdurulması yalnızca iptal davalarında söz konusu olabilir. Yani tam yargı davası sadece zararın giderilmesini konu edindiği için bu davalarda yürütmenin durdurulması talep edilemez. Ancak iptal davası ile tam yargı davası birlikte açıldığı durumlarda idari işlemin yürütmesinin durdurulması istenebilecektir.

Tam Yargı Davalarında İdarenin Hukuki Sorumluluk Nedenleri

İdarenin hukuki sorumluluğu iki açıdan ele alınmalıdır:

Tam yargı davalarında idarenin hukuki ve mali sorumluluğuna yol açan sorumluluk halleri doktrinde ve yargı içtihatlarında iki başlık altında ele alınmaktadır:

İdarenin Kusur Sorumluluğu

İdare hukukunda kusur sorumluluğu “hizmet kusuru” olarak adlandırılmakta olup, kamu hizmeti yürüten idarenin bu hizmetin örgütlenmesinde, hizmetin görülmesi için gerekli araç, gereç ve personelin sağlanmasında, personelin yetiştirilmesi ve hizmetin gereği gibi yürütülmesinde doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Yargısal içtihatlara göre hizmet kusurunun üç hali söz konusudur. Hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesidir (Danıştay İDDK 2007/2113 E 2011/1468 K.)

Rahatsızlığı sebebiyle sağlık hizmeti alan bir kişinin doktorların dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışları sonucu yaralanması veya ölmesi durumunda hizmetin kötü işlemesi, gerekli olan tedavinin hukuken kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın çok uzun zaman sonra uygulanması halinde hizmetin geç işlemesi, gerekli olan tedavinin ilgilinin başvurusuna rağmen hiç uygulanmaması halinde hizmetin hiç işlememesi hallerinin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.

Bu gibi haller idarenin hizmet kusuru sayılmaktadır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki hukuka aykırılıktan doğan kusur, her zaman idarenin sorumluluğunu doğurmamaktadır. Danıştay, bazen hukuki aykırılığı “içtihat hatası” veya “takdirde hata” gibi belirsiz kavramlarla ifade ederek idarenin sorumsuzluğuna gidebilmektedir.

Bununla birlikte idarenin tazmin yükümlülüğünü sınırlamak için ağır kusur kavramına da zaman zaman başvurabilmektedir. Ağır kusur, kötü bir idarenin bile yapmayacağı bir kusurdur. Ağır kusur; idarenin kusurluğuna gidilebilmek için bu kusurun yoğun olmasının aranmasıdır. Örneğin Danıştay, idarenin yargı kararlarını yerine getirmemesi ağır hizmet kusuru olarak değerlendirmektedir. Ancak, günümüzde genel olarak idarenin sorumluluğu için kusurunun yoğunluğunun bir önemi söz konusu değildir. İdare, ağır kusurlu olmasa dahi hizmet kusuru nedeniyle eyleminden sorumlu tutulacaktır. Ancak idarenin kusur oranının yoğunluğu (ağır hizmet kusurunun var olup olmadığı), tazminat miktarının belirlenmesi açısından önem arz etmektedir.

İdarenin kusurlu olduğunun kanıtlanması, idarenin tutum ve davranışlarından zarar gören kişiye düşer. Davacı, idarenin kusurunu kanıtlayamazsa açtığı dava reddedilir. Ancak bazı ayrık durumlarda ispat yükü tersine çevrilmekte, idarenin kusursuz olduğunu ortaya koyması istenebilmektedir.

İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

İdarenin kamu hizmetinin görümünde her hangi bir kusurunun bulunmadığı, bir başka deyişle hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlememesi ve hizmetin kötü işlememesine rağmen, idarenin ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulduğu durumlara kusursuz sorumluluk halleri denilmektedir. Kusursuz sorumluluk halleri kendi içinde risk (tehlike) ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi olmak üzere ikiye ayrılır:

İdarenin Sorumluluğunu Ortadan Kaldıran veya Azaltan Nedenler

Kimi hallerde idarenin sorumluluğu ortadan kalkmakta veya azalmaktadır. Bu gibi hallerde ortada bir zarar olmasına rağmen, durumun niteliğine göre, idare söz konusu zarardan ya hiç sorumlu olmayacak ya da zararın bir kısmından dolayı sorumlu olacaktır. Her somut olayın niteliğine göre bu durum tespit ve takdir edilecektir. Bu haller;

Tam Yargı Davasının Sonuçları

Mahkeme davanın esastan reddine karar vermişse ya hak ihlali saptanamamış ya da idarenin sorumluluğunu gerektirecek koşullar sağlanamamıştır. Kesin hüküm niteliğindeki bu karar tarafları bağlar. Aynı nedene bağlı olarak yeniden dava açılamaz. Yargılama giderleri ve vekalet ücreti davacıya yükletilir.

Mahkeme tam yargı davasını kabul ederek esasa ilişkin bir karar vermişse, davacının zarara uğradığı, idarenin eylem, işlem veya sözleşmeleri ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının varlığı ve bu zarardan idarenin kusurlu veya kusursuz olarak sorumlu olduğu kesinleşmiş olur. Mahkeme kararında, zararın hangi yolla giderilmesi gerektiği belirtilir. Genelde uğranılan maddi veya manevi zararların giderilmesi tazminat ödenmesi yoluyla olur. Mahkemenin kararı yalnızca tarafları bağlar.

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez” (İYUK m.28). Bu kapsamda tam yargı davasında davanın kabulüne karar verilmesi halinde, kararda hükmedilen tazminat miktarı, kararın idareye tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde davacıya ödenmelidir. Uygulamada otuz günlük bu süre, davacı veya vekilinin ödemenin yapılacağı banka hesap numarasını davalı idareye yazılı olarak bildirmesi ile başlamaktadır.

hizmet kusuru nedeniyle tam yargi davasi

Hizmet Kusuru Nedeniyle Tam Yargı Davası

Tam yargı davası, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında alınan kararlardan, eylemlerden ve işlemlerden dolayı hak kaybına uğrayan, maddi ve manevi zarara uğrayan kişilerin idareye karşı açtıkları davaya denir. Tam yargı davası tazminat niteliğinde olan bir davadır. Bu dava türü ile idare hukuku alanında ihlal edilmiş hakkın yerine getirilmesi veya uğranılan zararın giderilmesi sağlanır. İdari yargı sisteminde;

İdari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tam yargı davası yoluna başvurarak uğramış oldukları zararların giderilmesini talep ederler. İdare, bilerek ya da bilmeyerek, kusurlu ya da kusursuz yapılan bir takım işlem ve eylemler yoluyla çeşitli zararlara neden olabilir. İdarenin faaliyetleri neticesi ortaya çıkan bu zararlar, kişilerin malvarlıklarına yönelik olabileceği gibi kişilik haklarına yönelik de olabilir. İdarenin faaliyetleri sonucu meydana gelen her türlü zararın yine idarece tazmin edilmesi gerekmektedir. İdarenin böyle bir sorumluluğunun ortaya çıktığı durumlarda ise, idareye karşı tam yargı davası açılabilecek ve davalı idareden yargı organı aracılığıyla uğranılan zararların tazmini istenebilecektir. Uğranılan zararların tazmini yükümlülüğü, bir dava ile ortaya çıkar. İdareye karşı açılacak tazminat davalarına tam yargı davası denir. İdari yargıda tazminat davalarının kaynağı, Anayasamızın 40, 125 ve 129. maddeleridir.

Söz konusu Anayasa hükümleri çerçevesinde, idarenin iş ve eylemlerinden doğan zararlar da tazminat davasına konu edilebilecektir. Tam yargı davasının kazanılması için, idare mahkemesinin, idareyi kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu tutması ve ortaya çıkan zararın idare tarafından tazmin edilmesine karar vermesi gerekmektedir. Yani, idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu tutulması, tam yargı davasının esasına ilişkin koşullarını oluşturmaktadır.

Tam Yargı Davası Dilekçe Örneği

X (…) İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

DAVACI: … Şirketi – Adresi:

DAVALI:  Ticaret Bakanlığı – Adresi:

KONU: … Şirketine ait … plakalı nakliye aracının … sınır kapısında gümrük idaresince gümrük mevzuatına aykırı şekilde 5 gün boyunca bekletilmesi sonucunda araç içerisinde bulunan mamullerin  kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle meydana gelen … TL’lik maddi zararın ve yine nakliye aracının şoförüne fazladan 5 gün boyunca kalacak yer, iaşe, gündelik vb masraflara katlanılması nedeniyle uğranılan … TL’lik maddi zararın idareye başvuru tarihi itibarıyla yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesine karar verilmesi talebimizdir.

TEBLİĞ TARİHİ: … (İdari Başvuru Ret Kararı)

AÇIKLAMALAR

(…) tarihinde … adlı Müvekkil şirkete ait …. plakalı araç .. ülkesinden Türkiye’ye giriş yapmak üzere … sınır kapısına ulaşmıştır. Rutin olarak gerçekleştirilen gümrük kontrol işlemleri tamamlanmasına ve bu konuda gerekli her türlü belgelerin tam ve eksiksiz olmasına rağmen nedenini anlamadığımız ve gümrük mevzuatına aykırı bir şekilde Müvekkil Şirkete ait … plakalı nakliye aracı … gümrük sahasında gümrük görevlilerince bekletilmeye alınmıştır. Söz konusu bekletme Müvekkil Şirketin tüm müracaatlarına rağmen 5 gün boyunca devam etmiştir.

Bu bekletme işleminin uzun sürmesi sonucu araç içinde bulunan mamuller kullanılamaz hale gelmiştir. Bu nedenle söz konusu durum nedeniyle Müvekkil Şirketin … TL’lik maddi zararı oluşmuştur. Yine davaya konu bekletme işlemi nedeniyle Müvekkil şirkete ait nakliye aracının şoförüne bu 5 günlük süre boyunca fazladan gündelik, konaklama ve iaşe masrafları için Müvekkil Şirket … TL ödemek zorunda kalmıştır. Bu husustan kaynaklı Müvekkil Şirketin zararı da … TL’dir.

Söz konusu zararların karşılanması için … gümrük idaresine yapmış olduğumuz .. tarihli başvuru … tarihinde reddedilmiş olup iş bu davanın açılması zorunluluğu doğmuştur.

Anayasamızın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 7. fıkrasında “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” ifadesi yer almaktadır. Bu maddeden anlaşılacağı üzere; idare kendisinden kaynaklı herhangi bir eylem veya işlemi ile bir zarara neden olmuş ise kusurlu olduğundan dolayı bu zararı gidermekle yükümlüdür. Nitekim Danıştay 10. Dairesi’nin 14.3.1984 tarihli, 1982/2652 E. ve 1984/561 K. sayılı Kararı da bu hususa ilişkindir.

Gümrük idaresinin mevzuata aykırı bir şekilde Müvekkil şirkete ait … plakalı aracın 5 gün boyunca bekletilmesi nedeniyle araç içerisindeki mamullerin kullanılamaz hale gelmesinden uğranılan ötürü Müvekkil şirketin maruz kalmış olduğu … TL’lik, ayrıca bu şirkete ait … plakalı araç sürücüsüne bu sebeple masrafları ve gündelikleri için Müvekkil şirketin ödemek ödenmek zorunda kaldığı (gündelik, konaklama, iaşe vb) masrafları için  … TL’lik maddi zararının İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. ve 12. maddeleri gereği idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesini saygılarımla arz ederim.

HUKUKİ NEDENLER: Anayasamızın 40, 125 ve 129. maddeleri, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. ve 12. maddeleri

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda ayrıntılı bir biçimde açıklanan ve Sayın Mahkemenizce de resen dikkate alınacak nedenlerle

karar verilmesini saygılarımızla arz ederim. Tarih:…

Davacı Şirket Vekili

AvukatOfisi Ekibi

Tam Yargı Davası Öncesinde İdareye Yazılacak Dilekçe Örneği

Ticaret Bakanlığına

(…) tarihinde … adlı Müvekkil şirkete ait …. plakalı araç .. ülkesinden Türkiye’ye giriş yapmak üzere … sınır kapısına ulaşmıştır. Gümrük idaresince rutin olarak gerçekleştirilen gümrük kontrol işlemleri tamamlanmasına ve bu konuda gerekli her türlü belgelerin tam ve eksiksiz olmasına rağmen nedenini anlamadığımız ve gümrük mevzuatına aykırı bir şekilde Müvekkil şirkete ait … plakalı nakliye aracı … gümrük sahasında gümrük görevlilerince bekletilmeye alınmıştır. Söz konusu bekletme Müvekkil şirketin tüm müracaatlarına rağmen 5 gün boyunca devam etmiştir.

Bu bekletme işleminin uzun sürmesi nedeniyle araç içinde bulunan mamuller kullanılamaz hale gelmiştir. Bu nedenle söz konusu durum nedeniyle Müvekkil şirketin … TL’lik maddi zararı oluşmuştur. Yine gümrük idaresinin mevzuata aykırı olarak söz konusu aracı bekletmesi nedeniyle bu aracın şoförüne bu 5 günlük süre boyunca fazladan gündelik, konaklama ve iaşe masrafları için Müvekkil Şirket … TL ödemek zorunda kalmıştır. Bu husustan kaynaklı Müvekkil şirketin zararı da … TL’dir.

Gümrük idaresinin mevzuata aykırı bir şekilde Müvekkil şirkete ait … plakalı aracı bekletmesi nedeniyle Müvekkil şirketin uğramış olduğu toplam … TL’lik maddi zararının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesini saygılarımla arz ederim.

…. Şirketi Vekili

AvukatOfisi Ekibi

Tam Yargı Davası Emsal Kararlar

Danıştay İDDGK, E. 2012/1657, K. 2014/3421, T. 3.11.2014

İdare, yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini yerine getirirken, gerekli teşkilatı kurmak, bu teşkilatın ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarını hizmete hazır tutmak, hizmetin ifası sırasında hizmetin zamanında ve gereği gibi işlemesine devamlı olarak nezaret etmek ve hizmetin işleyişini kontrol etmekle sorumludur. Gerek hizmetin ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarının temin ve ifasındaki kusur, gerekse temin edilen bu araçlarla ifa olunan hizmetin geç işlemesi, gereği gibi veya hiç işlememesi; idareye, zarar gören kimselerin bu sebeplerle doğan zararlarını tazmin sorumluluğunu yükler.

Danıştay 10.Dairesi, E. 2007/6322, K. 2010/5981, T. 13.7.2010

Hastanın ikazına rağmen, yeni bir muayene yapılmadan, film çekilerek dişlerin çekilip çekilmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, önceki barkot üzerine, diş hekimince başkaca bir muayene yapılmadan ve hastanın itirazına rağmen diş çekimi yapması hasta haklarına aykırı olup aynı zamanda hizmet kusuru oluşturmaktadır.

Danıştay 10.Dairesi, E. 2013/3926, K. 2016/2818, T. 23.5.2016

Evlerinin hemen alt kısmındaki arazide hayvan otlattığı esnada bulduğu havan mühimmatını, evlerine 80-100 metre mesafedeki kullanılmayan harabe eve götürmesi ve anılan yerde oynarken patlaması neticesinde ölmesi olayında, mühimmatın bulunduğu ve patladığı yerin meskûn mahal içerisinde kalması ve vefat edenin yaşı göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu alanın kişilerin yaşam hakkını temin edecek şekilde var olan mühimmatın temizlenmesi ya da alana sivillerin girmesini önlemek amacıyla gerekli bütün tedbirleri almak suretiyle güvenliğin sağlanması gerekirken, söz konusu önlemlerin alınmaması sebebiyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, mühimmatın bölücü terör örgütü mensuplarına ait olmasının da idarenin anılan hizmeti yerine getirme sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının kabulü gerekir.

Danıştay 15 Dairesi., E. 2013/4226, K. 2016/2798,T. 22.4.2016

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas olduğundan, olayın oluşumu ve zararın niteliğinin irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin ya da daha ayrı bir anlayış ve amaçtan kaynaklanan sosyal risk ilkesinin uygulanıp, uygulanmayacağının belirlenmesi, tazminata hükmedilirken de herhalde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 2. Dairesi, E. 1996/399, K. 1996/499, T. 22.5.1996

OHAL Bölgesinde güvenlik operasyonunda görevli birliğin karargah hizmetlerinde tost ocağında görevlendirilen erin, odanın darlığı ve tost makinasının uzun süre çalıştırılmasına bağlı olarak oksijensizlikten ve yanan gazların toksik etkilerinden karbon monoksit zehirlenmesi sonucu ölümünde, yakınlarının uğradığı zararın kusursuz sorumluluk esasına göre tazmini gerekli bulunmaktadır. …Olayımızda idareye atfı kabil bir hizmet kusurundan söz edilemez ise de; bir kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile görevden neşet eden eylem arasında sıkı bir illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesi gereğince davacının uğradığı kararın davalı idarece karşılanmasının gerekeceği sonucuna varılmıştır. Esasen bu durum Anayasanın 125/son maddesinin gereğidir.

Danıştay,10. Dairesi, E. 1995/566, K. 1995/5746, T. 16.11.1995

Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan; terör eylemlerine herhangi bir biçimde katılmamış olan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan olaylardan zarar görmektedirler. Başka bir deyişle, zararın nedeni toplumun direği olmaktır. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, nedensellik bağı aranmadan, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen davalı idarece, yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekir. Esasen terör olayları sonucu ortaya çıkan zararların idare tarafından tazmini suretiyle topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir….Dava konusu olayda da idareye yönelik bir kusur olmasa, zarar ile idarenin davranışı arasında illiyet bağı bulunmasa dahi oluşan zararın, olağanüstü hal koşullarının uygulandığı bir zaman ve yerde ortaya çıkıp çıkmadığı da aranmadan yukarıdaki hususlar göz önüne alınarak tazmini gerekirken davanın reddinde hukuki isabet görülmemiştir.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/1168 E. 2021/2303 K.

Davalı idare tarafından, Bölge İdare Mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu, ayrıca 5233 sayılı Kanun’da manevi zararların karşılanması yönünde bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacılara toplam 350.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine ilişkin kısmı yönünden bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen, yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde, ölçülülük ilkesi de gözetilerek makul olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Olayda, davacılardan …’ın 25/04/2017 tarihinde mayından arındırılmış bölgede bastığı mayının patlaması sonucu sol ayağının bilek hizasından kopması suretiyle yaralanması nedeniyle hem kendisi hem de yakınları olan diğer davacıların büyük acı ve üzüntü yaşadıkları açık olmakla birlikte, duyulan ızdırap nedeniyle hükmedilecek manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gereği zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğinden, Bölge İdare Mahkemesince kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının (toplam 350.000,00 TL) bu haliyle çok fazla olduğu sonucuna varılmıştır. İdare Mahkemesince, manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak zenginleşmeye yol açmayacak ancak olay karşısında duyulan acıyla da orantılı olacak şekilde yeniden manevi tazminat miktarının belirlenmesi ve sosyal risk ilkesi uyarınca ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Danıştay’ın resmi sitesinden daha fazla emsal karara ulaşabilirsiniz. https://www.danistay.gov.tr/

Tam Yargı Davası Hakkında Sık Sorulan Sorular

İdareye başvurmadan tam yargı davası açılması durumunda ne kadar verir?

Tam yargı davası idari eylemden kaynaklanıyorsa dava açmadan önce idareye başvurulması zorunludur. İdareye başvurmadan tam yargı davası açılırsa idare mahkemesi idari mercii tecavüzü kararı vererek dosyayı ilgili idareye gönderir.

Tam yargı davalarında avukat tutmak zorunda mıyım?

Böyle bir zorunluluğunuz elbette yoktur. Söz konusu davayı kendiniz de açabilirsiniz. Ancak idari başvuru ve dava prosedürleri ile bu davalarda hukuki tecrübe önem arzettiği için alanında uzman bir avukata başvurmanız hak kaybı yaşamamak için daha uygun olacaktır.

Bölücü terör örgütü mensubunun intihar saldırısı sonrasında yaralanarak ameliyat olmak zorunda kaldım. Hastane masrafları ve iş gücü ile gelir kaybı için tazminat davası açabilir miyim?

Elbette açabilirsiniz. İdarenin her ne kadar da bu olayda kusuru olmasa da sosyal risk ilkesi gereği bu olay neticesinde maruz kaldığınız zararların tazminini idarenin kusursuz sorumluluğu çerçevesinde tam yargı davası ile talep edebilirsiniz. Ancak bundan önce idareye başvurmanız gerekmektedir.

X Üniversitesi Hastanesi’nde safra kesesi ameliyatım esnasında unutulan gazlı bez sonrası oluşan komplikasyon sonucu acilen kaldırıldığım özel bir hastanede ameliyat olmak zorunda kaldım. Hastane masrafları ile bu süre zarfında elde edemediğim gelirlerin tazminini kimden nasıl isteyebilirim?

X Üniversitesi’ne karşı hizmet kusurundan kaynaklı maruz kaldığınız zararlarının tazminini talep edebilirsiniz. Ancak idare mahkemesinde tam yargı davası açmadan önce, X Üniversitesi Hastanesi’ne hizmet kusuruna ilişkin bu eylemini öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde bu üniversiteye başvurarak zararlarınızın tazmin edilmesini istemeniz gerekmektedir. X Hastanesi bu zararınızı başvurunuz üzerine tazmin ederse idari dava açmanıza gerek kalmayacaktır. Eksik tazmin eder ya da hiç tazmin etmezse bu halde tam yargı davası açabilirsiniz.

Tam yargı davası nerede açılır?

Tam yargı davası idare mahkemesinde açılır. Yetkili mahkeme zararın gerçekleştiği yer idare mahkemesidir.

Avukat AvukatOfisi Ekibi

AvukatOfisi Ekibi, AvukatOfisi Ekibi Bürosu’nun kurucusudur.

Avukat AvukatOfisi Ekibi

, lise eğitimini Bursa Polis Koleji’nde tamamladıktan sonra yüksek öğrenimine Ankara Polis Akademisi’nde başlamış ve 2011 yılında ayrılmıştır. Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başlayarak başarı bursu ile üç yılda dönem ikincisi olarak mezun olmuştur.

Sıkça Sorulan Sorular

S1. Tam Yargı Davası İdari nedir?

Tam Yargı Davası İdari hakkında yasal süreç ve dikkat edilmesi gerekenler için avukatınıza danışmanız önerilir.

S2. Tam Yargı Davası İdari nasıl yapılır?

Tam Yargı Davası İdari süreci, ilgili kanun hükümlerine göre şekillenir ve her dosya özgündür.

S3. Tam Yargı Davası İdari ne kadar sürer?

Hukuki süreçlerin süresi, dosyanın karmaşıklığına ve mahkeme takvimine bağlıdır.

S4. Tam Yargı Davası İdari masrafı ne kadardır?

Hukuki süreç masrafları, davanın türüne ve süresine göre değişiklik gösterir.

S5. Tam Yargı Davası İdari için hangi belgeler gerekli?

Gerekli belgeler davanın türüne göre farklılık gösterir; detaylı bilgi için avukatınıza başvurunuz.

S6. Tam Yargı Davası İdari zorunlu mudur?

Hukuki süreçlerde profesyonel destek almak, hak kayıplarını önlemek açısından önemlidir.

Hukuki tavsiye değildir. Herhangi bir konuda bilgi almak istiyorsanız mutlaka avukatınıza danışmanız gerekmektedir.

Avukat  Uyuşturucu Davalarında Serdivan Uyuşturucu Avukatı Desteği
AVUKATI ARA