Meta Açıklama: Asliye Hukuk Mahkemesi nedir, görevleri nelerdir? HMK kapsamında asliye hukuk mahkemesinin yetkisi, kuruluşu ve görevli olduğu davalar hakkında kapsamlı rehber.

Giriş

Asliye hukuk mahkemesi, Türk yargı sisteminde genel hukuk davalarına bakan ve ceza dışı özel hukuk uyuşmazlıklarını çözümleyen temel bir mahkeme türüdür. Türkiye’de adalet sisteminin bel kemiğini oluşturan bu mahkemeler, Medeni Usul Muhakemeleri Kanunu (MÜMK) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) çerçevesinde görev yapmaktadır. Asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerine kıyasla daha ağır ve karmaşık uyuşmazlıkları ele alır; bu nedenle yargılamanın her aşamasında belirli usul kurallarına tabi tutulur. Türkiye genelinde yüzlerce asliye hukuk mahkemesi faaliyet göstermekte olup her birinin belirli yetki alanları ve görevleri bulunmaktadır. Bu makalede asliye hukuk mahkemesinin tanımı, kuruluşu, görevleri, yetki kuralları ve uygulama örnekleri detaylı şekilde ele alınacaktır.

Asliye Hukuk Mahkemesi Nedir?

Asliye hukuk mahkemesi, Türk yargı teşkilatında özel hukuk uyuşmazlıklarıyla ilgilenen ve kanunla kendisine verilen görevleri yerine getiren birinci derece mahkemesidir. Genel hükümlere göre kurulan bu mahkemeler, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 2. maddesinde belirtilen genel görev kurallarına tabidir. Asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görev alanına girmeyen tüm genel davaları inceler ve karara bağlar. Bu mahkemelerde yargılama, basit yargılama usulü veya klasik yargılama usulüne göre yapılabilir; bu seçim davanın niteliğine ve tarafların talebine göre belirlenir. Türkiye’de asliye hukuk mahkemeleri, adliye sarayları bünyesinde kurulan ve bir ya da daha fazla hâkim tarafından yönetilen yargı organlarıdır.

Asliye hukuk mahkemelerinin tarihi, Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanmaktadır. Cumhuriyet’in ilanından sonra modern hukuk sistemiyle birlikte günümüzdeki yapısına kavuşmuş ve 1982 Anayasası ile yargısal konumu anayasal güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 142. maddesi, mahkemelerin kuruluş, görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceğini belirtmektedir. Bu çerçevede asliye hukuk mahkemeleri, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu başta olmak üzere pek çok kanuni düzenleme ile faaliyetlerini sürdürmektedir. Her asliye hukuk mahkemesi, bir başkan (hâkim) ve yeterli sayıda üye ile teşekkül eder; ayrıca zabıt kâtibi ve diğer personel desteği ile hizmet verir.

Asliye Hukuk Mahkemesi Nasıl Kurulur?

Asliye hukuk mahkemeleri, 2795 sayılı Yargıtay, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulmaktadır. Kanun gereği her il merkezinde en az bir asliye hukuk mahkemesi bulunması zorunludur; ayrıca ihtiyaç durumuna göre birden fazla asliye hukuk mahkemesi de teşkil edilebilir. Mahkemelerin kuruluşunda dikkate alınan en önemli faktörler arasında nüfus yoğunluğu, dava sayısı ve coğrafi şartlar yer almaktadır. Adalet Bakanlığı, yargısal planlama ve ihtiyaç analizi çerçevesinde yeni mahkemelerin açılması veya mevcut mahkemelerin kapatılması konusunda yetkilidir.

Asliye hukuk mahkemesinin fiziki altyapısı, adliye sarayı içerisindeki duruşma salonları, hâkim odaları, zabıt işlemleri odaları ve arşiv alanlarından oluşmaktadır. Teknolojik altyapı bakımından E-Government (E-Devlet) entegrasyonu, UYAP (Ulusal Yargı Ağı Platformu) sistemi ve dijital duruşma imkânları sağlanmaktadır. Mahkemenin kuruluş süreci şu aşamalardan geçer: öncelikle Adalet Bakanlığı’nın teklifi, ardından ilgili komisyonun incelemesi, Bakanlar Kurulu kararı ve son olarak Resmi Gazete’de yayımlanması. Kurulan mahkemeye atanan hâkimler, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından belirlenen liyakat ve kıdem sıralamasına göre görevlendirilir. Yeni kurulan asliye hukuk mahkemeleri, açılış tarihlerine göre numaralandırılır; örneğin “İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi (42. Asliye Hukuk Mahkemesi)” gibi.

Asliye hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, kuruluş kanunu ile belirlenen sınırlar içinde geçerlidir. Bu yargı çevreleri genellikle il veya ilçe sınırlarıyla örtüşmekle birlikte, bazı özel durumlarda birden fazla ilçeyi kapsayan asliye hukuk mahkemeleri de bulunmaktadır. Yargı çevresi içinde ikamet eden taraflar, davalarını bu mahkemede açmak zorundadır; aksi halde yetki itirazı gündeme gelebilir. Mahkemelerin görev bölümü ise kendi içinde yapılır ve her hâkime belirli dava dosyaları dağıtılır. Bu dağıtım genellikle dava numarası sırasına veya dava türüne göre yapılır. Hâkimlerin izin, hastalık veya başka nedenlerle görev başında bulunmadığı durumlarda, işlerin devamlılığını sağlamak amacıyla diğer hâkimler veya komiser hâkimler görevlendirilir.

Asliye Hukuk Mahkemesinin Görevli Olduğu Davalar

Asliye hukuk mahkemelerinin görevleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesi başta olmak üzere çeşitli kanun hükümlerinde düzenlenmiştir. Ana kural olarak, özel kanunlarca başka bir mahkemenin görevine verilmeyen tüm davalar asliye hukuk mahkemesinin görev alanına girmektedir. Bu geniş görev tanımı, asliye hukuk mahkemelerini Türk yargı sisteminin en kapsamlı mahkemeleri haline getirmektedir. Aşağıda asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu başlıca dava türleri sistematik olarak açıklanmaktadır.

A. Miras Davaları

Miras davaları, Türk Medeni Kanunu’nun 575. maddesi ve devamı hükümleri çerçevesinde asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Mirasın paylaşılması (tenfiz-i miras), mirasın reddi, mirasçılık belgesi verilmesi, vasiyetnamenin tenfizi ve miras paylaşımına itiraz davaları bu kapsamda yer alır. Miras davalarında tüm mirasçıların taraf olarak gösterilmesi zorunludur; eksik taraf varsa davanın usulden reddi söz konusu olur. Miras paylaşım davalarında mahkeme, öncelikle miras bırakanın terekesini belirler, ardından mirasçıların paylarını hesaplar ve nihayetinde taşınır-taşınmaz malların paylaşımını yapar. Bu davalar genellikle uzun süren keşif ve bilirkişi incelemelerini gerektirir; özellikle taşınmaz değerlerinin belirlenmesi için tapu kayıtları ve piyasa analizleri yapılır.

B. Aile Davaları

Aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar da asliye hukuk mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Boşanma ve ayrılık davaları, velayet hakkının düzenlenmesi, velayetin değiştirilmesi, kişisel ilişki kurulması, nafaka davaları, mal paylaşımı ve evlilik sözleşmesi (antenp) davaları bu kategoride değerlendirilir. Aile mahkemelerinin bulunduğu illerde bu davalar özel aile mahkemelerine atanır; ancak aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemeleri bu görevi üstlenir. Aile davalarında yargılama usulü genellikle çekişmesiz yargı prosedürüne tabi olup, duruşmalar tarafların katılımıyla gerçekleştirilir. Velayet davalarında çocuğun üstün yararı ilkesi ön planda tutulur ve mahkeme gerekli gördüğü durumlarda pedagog veya sosyal çalışmacı görüşü守, velayet hakkının kullanılmasıyla ilgili rapor talep edebilir.

C. Kişisel Haklar ve Tam Yargı Davaları

Kişisel hakların korunmasına ilişkin davalar, Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve devamı maddeleri çerçevesinde asliye hukuk mahkemelerinde açılır. Kişilik hakkının zedelenmesi, ismin korunması, ticari itibarın savunulması ve özel yaşamın gizliliği ihlali davaları bu kapsamda yer alır. Tam yargı davaları ise idari işlemlerin hukuka aykırılığı nedeniyle tazminat talep edilen davalardır ve asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Bu davalarda idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesi uygulanır; ancak idarenin özel hukuka tabi olduğu durumlarda kusur sorumluluğu da gündeme gelebilir. Tam yargı davalarında öncelikle idari başvuru yolunun tüketilmesi gerekip gerekmediği tartışmalıdır; içtihatlar bu konuda farklılaşmaktadır.

D. Eşya Hukuku Davaları

Eşya hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmaz mülkiyet hakkının korunması amacıyla asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Tapu iptal ve tescil davası, mülkiyet boundariesinin belirlenmesi (ihkak-ı had), kullanım hakkının korunması, intifa hakkı, oturma hakkı ve üst hakkı davaları bu kategoriye dahildir. Taşınmaz davalarında tapu kayıtları delil niteliğinde olup, mahkeme gerekli gördüğü durumlarda bilirkişi incelemesi yapar. Sınır uyuşmazlıklarında kadastro tutanakları ve tapu plânları esas alınır; fiziki sınırların hukuki sınırlarla örtüşmediği durumlarda tapu sicilinin düzeltilmesi talep edilebilir. Taşınır eşyaya ilişkin davalarda zilyetlik korunması (istihkak davası) önemli bir uygulama alanı bulmaktadır.

E. Borçlar Hukuku Davaları

Borçlar hukuku alanında doğan uyuşmazlıklar, sözleşmesel ilişkilerden veya haksız fiillerden kaynaklanan alacak taleplerini kapsar. Sözleşmenin ihlali, sözleşmeden dönme, sözleşmenin feshi, alacak davası, tazminat davası ve müspet zarar davaları asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Haksız fiil davalarında kusur sorumluluğu esastır; ancak objektif sorumluluk (kusursuz sorumluluk) hallerinde kusur aranmaksızın tazminat talep edilebilir. Bu davalarda zamanaşımı süreleri önemli bir yer tutar; genel zamanaşımı süresi on yıl, ticari davalarda beş yıl olarak düzenlenmiştir. Asliye hukuk mahkemeleri, alacak ve tazminat davalarında dava değerini hesaplamak için bilirkişi raporlarına başvurur ve tarafların delil sunmasını ister.

F. Ticaret ve Şirket Davaları

Ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Şirket kuruluşu, şirket ana sözleşmesinin iptali, şirket paylarının devri, ortaklar arasındaki uyuşmazlıklar, iflas davaları ve konkordato başvuruları bu kapsamda yer alır. Türkiye’de ticari davaların çoğunluğu büyükşehirlerdeki asliye hukuk mahkemelerinde görülmektedir; özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’deki ticaret mahkemeleri yoğun bir iş yüküyle karşı karşıyadır. Ancak ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemeleri bu görevi üstlenir. Tacirler arasında gerçekleşen ticari işlemlerden doğan davalarda ticari defterlerin delil değeri yüksektir ve mahkeme bu defterleri re’sen inceleyebilir.

G. Mülkiyet ve Vatandaşlık İşlemleri

Mülkiyet hakkının kazanılması, kaybı ve korunmasına ilişkin davalar da asliye hukuk mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Vasiyetname düzenlenmesi ve iptali, vakıf kuruluşu, derneklerin feshi ve cins değişikliği davaları bu kategoride değerlendirilir. Vatandaşlık işlemleriyle ilgili davalar ise 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu çerçevesinde asliye hukuk mahkemelerinde görülür; özellikle vatandaşlığın kazanılması, kaybı ve geri alınması talepleri bu mahkemelerde incelenir. Nüfus işlemlerine itiraz davaları da asliye hukuk mahkemelerinin görev alanında olup, kişilerin nüfus kayıtlarındaki yanlışlıkların düzeltilmesi talep edilebilir.

Asliye Hukuk Mahkemesinde Yetki

Yetki, bir davanın hangi mahkemede açılacağını belirleyen usul kuralıdır ve asliye hukuk mahkemelerinde yetki kuralları HMK’nın 6. maddesi ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir. Yetki ikiye ayrılır: mutlak yetki (forum rei) ve nispi yetki (forum rei). Mutlak yetki, kanunun belirli dava türlerini belli mahkemelerde görülmesini zorunlu kılmasıdır; nispi yetki ise tarafların anlaşmasıyla veya davanın niteliğine göre belirlenen yetkidir. Türk hukuk sisteminde yetki kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkeme re’sen dikkate almak zorundadır; tarafların yetki itirazında bulunmaması halinde bile mahkeme yetkisizlik kararı verebilir.

A. Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

Asliye hukuk mahkemelerinde yetkili mahkemenin belirlenmesinde birkaç temel kriter bulunmaktadır. Genel kural olarak davalı tarafın ikametgâhı mahkemesi yetkilidir (HMK m. 7). Bu kural, davalının korunması ve yargılama giderlerinin minimize edilmesi amacıyla kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca kişinin ikametgâhı, merkezî idaresinin bulunduğu yerdir. Tüzel kişiler bakımından ise merkezi idare yeri (ticari merkez) esastır. Miras davalarında miras bırakanın son ikametgâhı mahkemesi, aile davalarında eşlerden birinin ikametgâhı mahkemesi yetkilidir. Taşınmaz davalarında ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi münhasıran yetkilidir; bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olup, tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez.

B. Mukim Yetki Kuralları

Mukim yetki kuralları, belirli dava türlerinde davacının kendi ikametgâhı mahkemesinde dava açabilmesini ifade eder. Alacak davalarında alacaklının mukim yetkisi bulunmakta olup, borcun ifa edileceği yer de yetkili mahkeme olarak kabul edilmiştir (HMK m. 10). Sebepsiz kazanım davalarında her iki tarafın da mukim yetkisi mevcuttur. Haksız fiil davalarında ise hem haksız fiilin işlendiği yer hem de zararın meydana geldiği yer mahkemeleri yetkilidir; davacı bu yerlerden birini tercih edebilir. Tacirler arasındaki ticari davalarda ticari işin yapıldığı yer mahkemesi de alternatif olarak kabul edilmiştir. Bu yetki kuralları, davacıya kolaylık sağlamak amacıyla düzenlenmiş olup, davalının aleyhine sonuç doğurabilecek durumları minimize etmektedir.

C. Münhasır Yetki ve Ari Yetki

Münhasır yetki, kanunun belirli dava türlerini sadece tek bir mahkemede görülmesini zorunlu kılmasıdır; bu yetki kuralları tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez. Taşınmaz davalarında taşınmazın bulunduğu yer, miras davalarında miras bırakanın son ikametgâhı, nüfus kayıt işlemlerinde kişinin nüfus kaydının bulunduğu yer münhasıran yetkilidir. Ari yetki ise davacının birden fazla mahkeme arasında seçim yapabilmesi anlamına gelir; bu durumda davacı dilediği yetkili mahkemede davasını açabilir. Haksız fiil davalarında haksız fiilin işlendiği yer veya zararın meydana geldiği yer arasında seçim yapılabilir. Yetki kurallarına aykırı olarak açılan davalar, davalının yetki itirazı üzerine usulden reddedilir; mahkeme yetkisizlik kararı vererek dosyayı yetkili mahkemeye gönderir.

D. Yetki İtirazı ve Yargı Çevresi

Yetki itirazı, davalının davanın açıldığı mahkemenin yetkili olmadığını ileri sürerek yargılamanın başka bir mahkemede yapılmasını talep etmesidir. Yetki itirazı, cevap dilekçesinde ileri sürülmeli ve gerekçeli olarak açıklanmalıdır; genel ifadeler yetki itirazı olarak kabul edilmez (HMK m. 19). Yetki itirazının kabul edilmesi halinde mahkeme yetkisizlik kararı verir ve dosyayı yetkili mahkemeye gönderir; reddedilmesi halinde ise yargılamaya devam edilir ve bu karara itiraz edilebilir. Yargı çevresi, asliye hukuk mahkemelerinin hangi coğrafi alanda görev yapacağını belirler; bu sınırlar kanunla düzenlenmiş olup, tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez. Yargı çevreleri genellikle il veya ilçe sınırlarıyla örtüşmekle birlikte, özel kanun hükümleriyle farklı düzenlemeler de getirilebilir.

Asliye Hukuk Mahkemesinin Görevleri

Asliye hukuk mahkemeleri, yukarıda sayılan dava türlerinin yanı sıra çeşitli yargısal görevleri de yerine getirmektedir. Bu görevler yargılama faaliyetinin yanı sıra sicil tutma, belge düzenleme ve denetim işlemlerini de kapsamaktadır. HMK’nın 37. maddesi ve devamı hükümleri, asliye hukuk mahkemelerinin görevlerini düzenlemiş olup, bu görevler kanunla sınırlı olarak belirlenmiştir. Mahkemelerin görevlerini yerine getirmemesi veya görev sınırlarını aşması, yargısal denetim mekanizmalarıyla denetlenmektedir.

A. Yargılama ve Karar Verme

Asliye hukuk mahkemelerinin temel görevi, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlıkları yargılama usulüne uygun şekilde çözüme kavuşturmaktır. Yargılama süreci, davanın açılmasıyla başlar ve hüküm verilmesiyle sona erer; arada geçen sürede tarafların iddia ve savunmaları alınır, deliller toplanır, bilirkişi incelemeleri yapılır ve duruşmalar gerçekleştirilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, yargılamanın her aşamasını ayrıntılı olarak düzenlemiş olup, bu kurallara uyulmaması usul sakatlığına yol açar. Asliye hukuk mahkemeleri, yargılama sonunda verdiği kararlarla tarafların hak ve yükümlülüklerini belirler; bu kararlar infaz edilebilir niteliktedir ve icra takibinin dayanağını oluşturur.

B. İcra ve İflas İşlemleri

İcra ve İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde asliye hukuk mahkemeleri, bazı icra ve iflas işlemlerinde görevli kılınmıştır. İflas davası, konkordato başvurusu, iflasın ertelenmesi talepleri ve çekle ilgili işlemler bu kapsamda yer alır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde özel icra ve iflas mahkemeleri kurulmuş olup, diğer illerde asliye hukuk mahkemeleri bu görevi üstlenir. İcra takibi başlatma yetkisi alacaklıya aittir; ancak haciz ve iflas kararları yalnızca mahkeme tarafından verilebilir. İflas davalarında mahkeme, borçlunun iflas etmiş sayılıp sayılmayacağını değerlendirir ve buna göre karar verir; iflas kararı verildiğinde alacaklıların alacaklarını tahsil etmesi için haciz yoluyla parcelamento süreci başlar.

C. Tebligat ve Doğrulama İşlemleri

Asliye hukuk mahkemeleri, çeşitli belge ve işlemlerin doğrulanması konusunda da görev yapmaktadır. Apostil (apostille) işlemleri, yabancı ülkelerde kullanılacak belgelerin tasdiki, tercüme tasdiki ve yabancı mahkeme kararlarının tanınması bu kapsamda değerlendirilir. 2005 tarihli Lahey Apostil Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye’de, yabancı ülkelere gönderilecek belgeler için apostil mührü uygulanmaktadır. Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi için asliye hukuk mahkemesine başvurulması gerekir; mahkeme, kararın kamu düzenine aykırı olmadığını değerlendirdikten sonra tanıma veya tenfiz kararı verir. Bu işlemler, uluslararası ticari ve ailevi uyuşmazlıkların çözümünde önemli bir yer tutmaktadır.

D. Vesayet ve Kayyımlık İşlemleri

Vesayet ve kayyımlık işlemleri, Türk Medeni Kanunu’nun 389. maddesi ve devamı hükümleri çerçevesinde asliye hukuk mahkemelerinin görev alanındadır. Vesayet, fiil ehliyeti bulunmayan veya kısıtlı olan kişilerin korunması amacıyla düzenlenmiş bir kurumdur ve asliye hukuk mahkemesi vesayet makamı sıfatıyla görev yapmaktadır. Vasi atanması, vasiyetname düzenlenmesi, ergin kılma ve vesayetin sona ermesi kararları bu kapsamda yer alır. Kayyımlık ise belirli işlemler için sürekli veya geçici olarak bir kişinin atanmasını ifade eder; gaiplik kararı, gaiplik kararının kaldırılması ve ticari defterlerin tasdiki de asliye hukuk mahkemelerinin görevleri arasındadır. Bu işlemler, koruma amaçlı olup, ilgililerin menfaatlerinin korunmasını hedeflemektedir.

Uygulama Örnekleri

Örnek 1: Tapu İptal ve Tescil Davası

Ahmet Bey, babasından miras kalan ve tapuda kardeşi Mehmet Bey adına kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydının iptali ve kendi adına tescili için asliye hukuk mahkemesine dava açmıştır. Davacı Ahmet Bey, babasının ölümünden önce tapuyu devretmek istediğini fakat işlemlerin tamamlanamadığını iddia etmektedir. Mahkeme, davacının iddialarını destekleyen mirasçılık belgesi, tanık ifadeleri ve bilirkişi raporunu değerlendirmiştir. Bilirkişi raporunda, taşınmazın gerçek değeri ve paylaşım oranları belirlenmiş, tapu kaydının hatalı olduğu sonucuna varılmıştır. Mahkeme, HMK’nın 106. maddesi gereği gerekli incelemeyi yaparak tapu kaydının iptaline ve taşınmazın davacı adına tesciline karar vermiştir. Kardeşler arasındaki miras paylaşımı uyuşmazlığı, asliye hukuk mahkemesinin görev alanına giren tipik bir miras davası örneğidir.

Örnek 2: Boşanma ve Velayet Davası

Ayşe Hanım, eşiyle arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle asliye hukuk mahkemesine boşanma ve velayet davası açmıştır. Davacı, evlilik birliğinin sarsılmasını gerekçe göstererek velayet hakkının kendisine verilmesini talep etmiştir. Eş, çocuğun velayetinin kendisine verilmesini ve aksi halde çocukla kişisel ilişki kurulmasını istemiştir. Mahkeme, çocuğun üstün yararını ön planda tutarak pedagog raporu ve sosyal inceleme raporu aldırmıştır. Raporlar, çocuğun annenin yanında kalmasının uygun olduğunu göstermiş; ancak babanın hafta sonları ve okul tatillerinde çocukla kişisel ilişki kurmasını önermiştir. Mahkeme, velayet hakkını anneye verirken, babanın kişisel ilişki kurmasına ilişkin programı da hüküm altına almıştır. Boşanma sürecinde mal paylaşımı ve nafaka talepleri de ayrıca değerlendirilmiş, tarafların ekonomik durumları göz önünde bulundurularak iştirak nafakası belirlenmiştir.

Örnek 3: Ticari Alacak Davası

XYZ A.Ş., borçlu firma ABC Ltd. Şti.’ye karşı ticari alacak davası açmıştır. Davacı firma, satış sözleşmesine dayanarak 500.000 TL tutarındaki mal bedelini tahsil edemediğini iddia etmiştir. Dava dilekçesinde sözleşme, faturalar, sevk irsaliyeleri ve ihtar yazısı delil olarak sunulmuştur. Davalı firma, malın sözleşmeye uygun teslim edilmediğini ve ayıp nedeniyle bedel ödemek istemediğini savunmuştur. Mahkeme, ticari defterlerin incelenmesini ve bilirkişi raporu alınmasını kararlaştırmıştır. Bilirkişi raporunda malın sözleşmeye uygun olduğu ve davalının ayıp iddialarının dayanaksız olduğu sonucuna varılmıştır. Mahkeme, davacının alacağının varlığını sabit bularak davalının 500.000 TL asıl alacak ve faiz ödemesine karar vermiştir. Ticari davalarda beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulandığı ve bu sürenin sona ermediği de hükümde belirtilmiştir.

Örnek 4: Haksız Fiil Tazminat Davası

Mert Bey, trafik kazası sonucu yaralanmış ve bu nedenle asliye hukuk mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Davacı, kazada kusurlu olan sürücünün ve araç sahibinin müştereken ve müteselsilen tazminat ödemesini talep etmiştir. Dava dilekçesinde kaza tutanağı, sağlık raporları, iş göremezlik belgesi ve gelir kaybı hesaplamaları delil olarak sunulmuştur. Mahkeme, kaza dosyasını incelemiş ve kusur oranlarının belirlenmesi için trafik kaza eksper raporu aldırmıştır. Raporda sürücünün %80, davacının %20 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, davacının zararlarını hesaplayarak tedavi giderleri, iş gücü kaybı, ambulans ve ilaç giderleri gibi kalemleri toplam 300.000 TL olarak belirlemiştir. Davacının kusuru oranında tazminattan indirim yapılarak, davalıların 240.000 TL tazminat ödemesine hükmedilmiştir. Haksız fiil davalarında kusur sorumluluğu ilkesinin uygulandığı ve zararın tam olarak giderilmesinin hedeflendiği görülmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Asliye hukuk mahkemesi hangi davalara bakar?

Asliye hukuk mahkemesi, özel kanunlarla başka bir mahkemenin görevine verilmeyen tüm genel hukuk davalarına bakar. Miras davaları, aile davaları (boşanma, velayet, nafaka), kişisel hak davaları, eşya hukuku davaları (tapu iptal, mülkiyet), borçlar hukuku davaları (alacak, tazminat), ticari davalar ve tam yargı davaları asliye hukuk mahkemesinin görev alanına girmektedir.

2. Asliye hukuk mahkemesinde yetkili mahkeme nasıl belirlenir?

Genel kural olarak davalı tarafın ikametgâhı mahkemesi yetkilidir. Ancak taşınmaz davalarında taşınmazın bulunduğu yer, miras davalarında miras bırakanın son ikametgâhı, haksız fiil davalarında haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yer mahkemeleri yetkilidir. Ayrıca bazı davalarda davacı da mukim yetkiye sahiptir.

3. Asliye hukuk mahkemesinde yargılama usulü nedir?

Asliye hukuk mahkemelerinde HMK’ya göre klasik yargılama usulü veya basit yargılama usulü uygulanır. 200.000 TL’yi aşmayan alacak davaları ve kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda basit yargılama usulü uygulanır. Bu usulde duruşma yapılmaksızın karar verilebilir ve tarafların beyan süreleri kısadır.

4. Asliye hukuk mahkemesinde bilirkişi kim tayin eder?

Bilirkişi, HMK’nın 266. maddesi uyarınca tarafların talebi üzerine veya mahkemenin re’sen tayin edilebilir. Tarafların üzerinde anlaşamadığı konularda mahkeme, ilgili alanda uzmanlaşmış kişi veya kurumları bilirkişi olarak görevlendirir. Bilirkişi raporu, mahkemenin karar vermesinde önemli bir delil niteliği taşır.

5. Asliye hukuk mahkemesi kararlarına itiraz edilebilir mi?

Evet, asliye hukuk mahkemesi kararlarına istinaf yoluyla Bölge Adliye Mahkemesi’ne (İstinaf Mahkemesi) başvurulabilir. İstinaf incelemesi, hem usul hem de esas bakımından yapılır. Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararlarına ise temyiz yoluyla Yargıtay’a başvurulabilir. Ancak bazı kararlar için kanun yolu başvurusu kısıtlanmıştır.

6. Asliye hukuk mahkemesinde zamanaşımı süreleri nelerdir?

Genel zamanaşımı süresi on yıldır. Ticari davalarda beş yıllık özel zamanaşımı süresi uygulanır. Haksız fiil davalarında zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıl, her halde fiilden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımı gerçekleşir. Taşınmaz davalarında mülkiyet edinim zamanaşımı on yıldır.

Sonuç

Asliye hukuk mahkemesi, Türk yargı sisteminin temel taşlarından birini oluşturmakta ve toplumun geniş bir kesimini ilgilendiren hukuki uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde belirlenen görev ve yetki kuralları, bu mahkemelerin faaliyetlerinin hukuki temelini oluşturmaktadır. Miras davalarından aile uyuşmazlıklarına, ticari alacaklardan kişisel hakların korunmasına kadar geniş bir yelpazede görev yapan asliye hukuk mahkemeleri, adaletin tesisinde kritik bir rol üstlenmektedir.

Vatandaşların haklarını etkin bir şekilde koruyabilmesi için yargısal süreçlerin doğru anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Bu makalede ele alınan asliye hukuk mahkemesinin tanımı, kuruluşu, görevleri, yetki kuralları ve uygulama örnekleri, konuya ilişkin kapsamlı bir bilgi sunmayı amaçlamıştır. Hukuki uyuşmazlıklarla karşılaşan kişilerin, profesyonel hukuki destek alması ve usul kurallarına uygun şekilde hareket etmesi, haklarını en iyi şekilde korumasını sağlayacaktır. Türk adalet sisteminin etkin işleyişi, hem yargı mensuplarının özverili çalışmasına hem de vatandaşların hukuki bilinç düzeyinin artmasına bağlıdır.

Kaynaklar:

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu
  • 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
  • AVUKATI ARA